Bir El
A Hand
Memed Erdener, Ekim 2011
Küçüğüm, altı yaşında falan. Anne ve babamla İstanbul'un en işlek caddelerinden birinde, mağazaların vitrinlerine bakarak yürüyoruz. Birden duruyorum. Anne ve babam farkında değiller, yürümeye devam ediyorlar ve yavaş yavaş benden uzaklaşıyorlar. İnsanların içinde artık onları zar zor seçebiliyorum. Kalabalık caddede tek başına durmak ve etrafımdaki büyük devinimi seyretmek büyüleyici. İnsanlar hızla yürüyor, arabalar sıkışık trafikten kurtulmaya çalışıyor, Boğaz vapurları ve petrol yüklü şilepler Boğazı katediyor, martılar balıkçı teknelerinin üzerinde, gökyüzünde çığlıklar atarak dönüp duruyor. Beni seven, büyüten, koruyan ve bir yandan da her şeyime karışan anne ve babam ise gözümün önünde benden uzaklaşıyor, perspektifle küçülüyor, adeta beni bırakıp gidiyorlar. İzliyorum, tuhaf, yeni ve rahatsız edici bir şey yaşatıyorum kendime. Çocukluğumun bu muhteşem anını, neler hissettiğimi hiç unutmamak için kaydetmek istiyorum hafızama. İşte buradayım, herkesin ve her şeyin hareket ettiği ve durmadan değiştiği İstanbul'da tek başıma, çocuk başıma duruyorum. Önce tüylerim ürperiyor, içimi tatlı bir korku kaplıyor, derken korku yerini bir tür hazza bırakıyor. Zevk alıyorum. Bir kaç saniye daha... Koşuyorum, hızla! Tanımadığım insanları geçiyorum, ne kalabalık! Evet işte görüyorum, oradalar. Annemin elini tutuyorum.
I was just a kid; I must have been about six years old. We were walking down one of the busiest main-streets in Istanbul with my mom and dad, looking in shop windows. Suddenly, I stop. My mom and dad do not notice this, they continue to walk and slowly move further away from me. After a while, I can barely make them out amongst the mass of people. To stand alone on the crowded main-street and to watch the great movement around me is mesmerizing. People pace past me, cars try to struggle their way out of the traffic jam, ferries and tankers carrying oil traverse the Bosphorus, seagulls hang in the air above fishermen’s boats, flying in circles, letting out shrill cries. In the meantime, my mother and father who love me, who have raised me, protected me and have also stuck their nose in everything I have done so far, get smaller and smaller in the distance, it’s almost as if they are abandoning me. I watch on; it’s strange, I am making myself experience something new and disturbing. I want to indelibly record in my memory this magnificent moment of my childhood, and my feelings, so I never forget it. Here I am, alone in Istanbul where everything and everyone is constantly moving and changing, I stand firm, my child-self. At first, I get goose bumps, a sweet sense of fear takes me over, but then, the fear subsides, and is replaced by some form of pleasure. I enjoy this feeling. A few more seconds... I run, fast! I pass by people I don’t know -how crowded it is! And then, yes, I see them, there they are. I hold on to my mother’s hand.